Stres Yönetimi

Stres hemen her yerde rastladığımız, hepimizin bildiği ancak klinik ve popüler anlamda net olarak tanımlanmamış bir fenomendir. “Stres” psikolojik ve/veya fizyolojik sıkıntı (distress) yanıtından çok bu sıkıntının ortaya çıktığı süreçtir. “Stres” sürecinden kaynaklanan sıkıntı yanıtı, psikolojik ve fizyolojik sıkıntının fazlasıyla bireysel kombinasyonlarını içeren değişken bir tepkidir.
Bütün “stres”ler olumsuz değildir. Çevreye verilen akut bir yanıt olarak (ve hatta bazı insanlar için tekrarlayan akut yanıt olarak) stres eyleme yönelten bir güç olabilir ve problem çözme ve üretkenlik için yararlı bir uyaran olarak işlev görebilir. “eustres” kavramı da bazılarının başarılı olmasını sağlayan bu olumlu motive edici baskı ile klinik durumlar için kullandığımız “sıkıntı” arasındaki farkı anlatmak için önerilmiştir. Doğal felaketler gibi olayların nerdeyse herkes için stresli olduğu konusunda herkes aynı fikirde olsa da çoğu durum ancak kişi için önemine bağlı olarak bir stres sürecinin parçasına dönüşür. Birisi için basit bir problem ve uğraştırıcı olan bir şey başka biri için tehdit edici ve oldukça stresli bir durum olabilir. O halde “stres” ne bir tanıdır ne de psikolojik sıkıntının yeterli bir tarifidir.
İçinde bulunduğu durumun dayattığı gerçek ya da algılanan talepler, kişinin baş etme becerisini aştığında ya da o kişi tarafından aşırı olarak algılandığında, stres süreci öznel sıkıntı ve/veya hoş olmayan fizyolojik tepkilerle (arousal) sonuçlanır. Talep ve baş etme arasında bir dengesizlik olduğu şeklindeki algılar, varolan ya da olması yakın psikolojik ya da heyecansal bir tehdit durumu kadar fizyolojik tepkilerde bir rahatsızlığa yol açar ki eğer bu süreğen olursa bedensel ve psikolojik süreçlerin homeostatik işlevselliğine zarar verebilir. Stres sürecine verilen yanıtın örüntüsü değişkendir ve hem genetik faktörlere hem de öğrenilmiş yanıt örüntülerine bağlıdır. Baş etme mekanizmalarının varoluşu (availability) ve kişisel bağlantısı, stresi problemli bir durumdan çok belirtilen yanıtlarla sonuçlanan süreç olarak tanımlamayı daha mantıklı kılan anahtar faktörlerdir. Buna göre stres yanıtı en geniş kapsamda bireysel özelliklere, yaşam deneyimlerine; diğer problemli ya da zorlayıcı durumlara; problem yaratan durumları çözmek için uygun baş etme stratejilerinin varlığına; hastanın bunları etkin biçimde kullanmak için kendine güvenine ve zorlayıcı durumlara getirilen kısmi çözümleri tolere etme yeteneğine bağlı olacaktır.
Stres, birçok farklı psikiyatrik ve psikolojik rahatsızlığın hızlanmasında önemli bir etken olarak görülür. Bazıları için tekrarlanan ya da kronik bir tehdit algısı ya da bununla baş edememe anksiyeteye yol açarken, bazı insanlarda bir çaresizlik ve depresyona neden olur. Anksiyete ve stres yanıtları arasındaki benzerlikler göz önüne alındığında strese yol açan hassasiyetlerin (vulnerability) anksiyete bozukluklarına neden olan hassasiyetlerle aynı olması muhtemeldir. Benzer şekilde, depresyonda da psikolojik olarak yüzleştirici, talepkar ya da problemli olan durumlar tekrar tekrar (ya da baş etme becerilerinin olmadığının algılanması nedeniyle) bir çaresizlik duygusuna yol açabilir ve depresif bir yanıta katkıda bulunur. Hem depresif bozukluklarda hem de strese yatkınlıkta, hipotalamik-pituitary axis ve serotonerjik ve adrenerjik mekanizmaların aynı nörotransmiter süreçlere sahip olduğu saptanmıştır. Hastalar, kronik ya da ciddi akut stresle baş etmek için kendi kendilerini tedavi ederler (self-medicate). Alkol kullanımı stres yanıtlarını azaltmak için yaygın bir stratejidir. Kronik stresin çözümü olarak alkole psikolojik bağımlılık, çoğunlukla alkolün kötü kullanımına ve onunla bağlantılı problemlere yol açar. marihuana ve yatıştırıcı etkisi olan diğer yasadışı maddelerle de aynı problem ortaya çıkar. Benzodiapezin kötüye kullanımı ve bağımlılığı da stresle baş etmede yaygın bir yoldur. Benzer şekilde nikotin gibi diğer madde kullanımları da stresin fizyolojik bileşenlerini bastırmak için kendi kendini tedavi etmenin bir parçası sayılabilir.